DUYURULAR
BELEDİYELERCE ALINAN ÜCRETLER

12.Temmuz.2012 tarihinde yürürlüğe giren Pazar Yerleri Yönetmeliği gereği pazarcı esnafımız belediyelere, işgaliye ücreti dışında herhangi bir ücret ödemeyecektir.

Esnafımızdan belediyelerce işgaliye ücreti dışında başkaca bir ücret istenmesi halinde, odamıza müracaat edilmesini önemle duyururuz.

-----------

YILLIK AİDATLAR

2014 yılı için yıllık aidat 110.00 TL olarak belirlenmiştir. 2014 yılı aidatının ilk taksidi olan 53.5 TL'nin son ödeme tarihi 30.Nisan.2014'dür. Esnaflarımızın gecikme faizine maruz kalmamaları için aidatlarını 30.Nisan.2014 tarihine kadar ödemeleri gerekmektedir.

-----------

YENİ KAYIT MÜRACAATLARI

Odamıza kayıt olmak isteyen esnafımızın, İstanbul Esnaf Ve Sanatkarlar Sicil Müdürlüğünden alınan Sicil tasdiknamesi ve 3 fotoğraf ile odamıza başvurmaları gerekmektedir. Kayıt olunan ilk yıl için aidat alınmamaktadır.

-----------

KAYIT KAPANIŞLARI

Oda kayıtlarını kapatan esnafımızın, Odadan aldıkları kayıt kapanış belgesiyle birlikte Esnaf Sicil Müdürlüğüne müracaat ederek, sicil kayıtlarını da kapatmaları gerekmektedir...

-----------

temp
temp
temp
temp
temp
temp
temp-thumb
temp-thumb
temp-thumb
temp-thumb
temp-thumb
temp-thumb
YAZILAR
PAZARCIYIZ BİZ...
Gün ışımadan,
İstanbul uyanmadan düşeriz yollara...
​Bir anahtar açımından ibaret değildir dükkanımız, sabah ayazında, ilmek ilmek, düğüm düğüm, her gün yeni baştan yaratırız ekmek kapımızı...
Her gün yeniden, yeni umutlara açarız çadırımızı, tezgahımızı...
Masa başı sohbetleri uzaktır bize, evde yapılan kahvaltılar uzak...
Her gün zamansız mesailere atarken adımlarımızı, sabah 9, akşam 5 bizden uzak...
Ne hafta sonumuz vardır, ne gündüzümüz, ne gecemiz ailemize ayıracak...
Ve kimse bilmez çektiklerimizi, kimse anlamaz...
Gün olur kışın ayazında bir sıcak tebessüm yeter ısıtmaya yüreğimizi, gün olur yazın sıcağında bir dost sohbeti ferahlatır içimizi...

Ve gün olur...
marketler açılır, halk günleri ilan edilir, haksız rekabetlerle, bol kuruşlu etiketlerle bölmeye çalışırlar emeğimizi...
Oysa gecenin karanlığında yollara düşüp, İstanbul sokaklarına taze sebze meyve getiren, çeşit çeşit kıyafetleri, her türlü gıda ürününü tezgahlarda sergileyen biziz, yaz kış, yağmur çamur demeden kapılara hizmeti taşıyan da biz...
Yaşlı dünyanın, en eski, en ucuz, en renkli alışveriş mekanlarının emekçileriyiz biz...
Kimi zaman hor görülüp dışlansak da, çoğu zaman haksız rekabetlerle yok edilmeye çalışılsak da, hizmet uğruna, ekmek uğruna, nasırlı ellerimiz, alın terimizle, başımız dik alnımız ak direniriz...
Biliriz aslanın midesindedir yemeğimiz ve biliriz ki yaşam devam ettikçe sürecek zorlu mücadelemiz...
Pazarcıyız biz, esnafız, emeğimizle yoğrulur ekmeğimiz....

JAPON MİSAFİRİMİZ VE PAZARLAR

Yoshiko TSURUTA ve asistanıyla ilk 2007’nin Ağustosu’nda tanışmıştık. Dünya üzerinde, belirli yerleşim birimlerinde alışveriş mekanları hakkında araştırma yapıyordu ve araştırmasının bir bölümünü de İstanbul’da alışveriş denildiğinde ilk akla gelen Semt Pazarları oluşturuyordu.

Yoshiko Hanım’ın Pazarlar hakkında bilgi toplamak adına geldiği İstanbul’daki ilk durağı semt pazarlarının yasal temsilcisi olan İstanbul Umum Pazarcılar Esnaf Odasıydı.

Japon misafirimiz Oda merkezimize geldiğinde dil farklılıklarımızdan dolayı anlaşmakta biraz güçlük çeksek de, kısa süre içinde basit anlatımlar, hareketler ve çizimlerle aramızda ki diyalogu geliştirdik. İstanbul’da kurulan Semt Pazarlarının listelerini ve pazarlarla ilgili genel bilgileri alarak, araştırmasına sokaklarda devam etmek, semt pazarlarını gezip, resimlemek üzere yanımızdan ayrılan Yoshiko hanım, bir sonraki gelişinde diğer araştırmalarını da bizimle paylaşacağının sözünü vermişti.

Ve şimdi 21 Şubatta posta kutuma gelen bir e-postayı paylaşmak istiyorum sizlerle;

“ Buket Ozsanat hanim,

Merhaba, Nasilsiniz? insallah iyisinizdir. Ben gecen Agustos'ta arastirma icin sizin ofise gelmistim. Japonya'daki universitede mimarlik uzerinde ogretmenlik yapiyorum. Benim asistant (japon kiz) ile gelmistim. gorusmekten bir kac gun sonra size Paris'taki Pazar (fransizca "Marche") hakkinda bizim arastirma gostermek icin geldik ama maalesef gorusemedik.

Simdi Tokyo'da bir kucuk tez yaziyorum. Bir rehberlik gibi, kitap icinde bir konu olarak istanbul semt pazari hakkinda yaziyorum. Simdiki semt pazari sayisi bilmek icin sizin web sayfaniza baktim. cok guzel sayfa!

Biz 12 Mart'tan 24 Mart'a kadar Turkiyedeyiz. Ama cogu gunler Anadolu kentlerinde arastirma yapacagiz. 21 Mart (cuma gunu) size gelmek istiyoruz. Gorusebilir miyiz?

Haberinizi bekliyorum.

iyi calismalar.

 

Tokyo'dan selamlar ve sevgilerimle,

Yoshiko TSURUTA 

Showa Women's Univ.

TOKYO / JAPAN ”

 

 

2007 Ağustosunda Türkiye’ye geldiğinde çat pat Türkçe bilen Yoshiko Hanım’dan, Türkçe e-posta almak çok duygulandırdı bizi. Hemen, onları ağırlamaktan mutluluk duyacağımızı belirtir bir postayla cevap verdik kendilerine ve 21 Martta yanında iki asistanıyla beraber oda merkezimize geldi Yoshiko Tsuruta… Türkiye’de yaptığı araştırmalardan oluşan kitapçığı, İstanbul ve Paris’te ziyaret ettiği Pazaryerlerinde çektiği resimleri de bize getirmeyi unutmamıştı.

Yoshiko Hanım’ın artık Türkçeyi çok iyi konuşuyor olması, anlaşma problemimizi ortadan kaldırdığı için, pazarlar hakkında bol bol muhabbet etme fırsatımız oldu ve kendisine İstanbul’daki pazarlarla düşüncelerini sorduk.

İstanbuldaki semt pazarlarını çok sevdiğini, sokak aralarında kurulan pazarları gezmenin, alanlarda kurulan kapalı pazarlarda gezmekten çok daha zevkli olduğunu, geleneksel sokak pazarlarının renkliliği ve canlılığıyla bayram yerini andırdığını, sosyal dokuda önemle bir yer oluşturduğunu belirten Yoshika Tsuruta, yaptığı araştırmaların sonucunda, semt pazarlarını İstanbul’un ayrılmaz bir parçası olarak gördüğünü ve bu anlamda geleneksel pazarların, her kesime hitap etmesi, farklılığı ve otantik görünümünden ötürü mutlaka korunması gereken alanlar olduğunu da sözlerine ekledi.

………………

Japonya’dan gelen misafirlerimize, bizi unutmadıklarından ve değerli çalışmalarını bizimle paylaştıklarından dolayı teşekkür ederken, Avrupa’da yok diyenlere örnek olması için sözü Yoshiko Tsuruta’nın karelerine bırakıyoruz.

*Soldaki görüntüler Paristen, sağdaki görüntüler ise İstanbul’dan… Biz fark göremiyoruz ya siz?..

Paris Pazarlarından Görüntüler : Yoshiko TSURUTO

İstanbul Pazarlarından Görüntüler : Umut YILDIZ

 

ADNAN ŞALK - BİR PAZAR HİKAYESİ
Okuyamadım abi… İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar ancak ilkokulu bitirmeme izin verdi. Sonrası baba mesleği, sonrası pazar tahtalarının arkasına sığdırılmış hayaller...

İstanbul’un uykuda olduğu, gecenin güne dönümünün tamamlanmadığı, ayın gökyüzünden göz kırptığı bir günde, Bayrampaşa halinde karşılaştık Adnanla…

Okul çağında tanışmıştı pazarlarla, babasının tezgahında, kendisine ninni gibi gelen pazarcı nidalarının arasında en tatlı uykusuna daldığı ilk Pazar anısını gülümseyerek anlatıyor ve hüzünle ekliyordu; “Okuyamadım abi… İçinde bulunduğumuz ekonomik ve sosyal koşullar ancak ilkokulu bitirmeme izin verdi. Sonrası baba mesleği, sonrası pazar tahtalarının arkasına sığdırılmış hayaller…….”

Halde adım adım izledik Adnan’ı. Pazar da sergileyeceği ürünleri özenle seçişini, üst üste dizdiği kasaları kamyona istifleyişini, gençliğinin verdiği enerjiyi ve yüzünden hiç eksiltmediği gülümseyişini kare kare resmettik…

Tam üç buçuk saat sürdü bu koşuşturma…

Kolay değil di tabii, her şeye dikkat etmesi gerekiyordu, bakmakla yükümlü olduğu eşi ve üç çocuğuyla ekmek kavgasıydı… yaşam savaşıydı sürdürdüğü…

“Zor iş abi” diyordu, “Yazın sıcağında, kışın soğuğunda sokaklarda gece gündüz demeden çalışmak zor… En kötüsü de esnafa gereken değerin verilmemesi, halkın bize ve pazarlara olan bakış açısını değiştirememek, marketlerin halk günü uygulamalarına, haksız rekabetlerine dur diyememek… Bize vergi ödemiyor diyorlar, sen şahitsin abi, aldığımız malları halden çıkartabilmek için öncelikle maliyenin memurlarına faturalarımızı kontrol ettiriyoruz, bunun dışında her yıl belediyelere ödediğimiz rakamlar 12.000,00 ytl’yi buluyor….. ”

Bunları anlatırken bir yandan da son hazırlıkları yapıyor Adnan…

Saat 09.15’i gösteriyor, halde ki muhabbete ara verip yola çıkma zamanı geldi de geçiyor bile…

İstanbul uyandı…

İstanbul taze sebze – meyve bekliyor…

Kamyonun peşine takılıp, Dikilitaş Salı pazarına doğru yol alıyoruz…

Bir saat süren yolculuğun ardından, tenteleri çekilmiş, tahtaları dizilmiş, serkapanları* serilmiş, sabah müşterilerinin bile hazır olduğu bir pazar karşılıyor bizi…

Yeniden bir koşuşturmacanın içine giriyoruz. Sandıklar üçer beşer indiriliyor kamyondan, sebze meyveler serilmiş tezgahlara dökülüyor ve kan kırmızısı domatesler ilk müşterisiyle buluşuyor.

Hayatın içinde ona yüklenen görevi layıkıyla yerine getirmiş olmanın mutluluğuyla; “Bunlar sabah müşterisi” diyor Adnan, “ilk dökülen mallara bakarlar hep, malın çok fazla el sürülmemiş olanlarını pazara düşen ilk fiyattan alırlar. Bir de akşam müşterilerimiz var, ürünler azalıp, fiyatlar düşünce gelirler, akşam pazarı deyimi de buradan gelir. Her kesimden müşterisi var pazarların, daimi müşteriler neyi nerden alacaklarını, ürünün taze olup olmadığını, Pazar piyasasını çok iyi bilirler. Bizde biliriz memnun olan, taze mal alan müşterinin, bir sonra ki hafta yeniden geleceğini. Çürük mal veriyorlar, önlere iyisini, arkalara kötüsünü diziyorlar söylentisi sürüp gider yıllardır, bunu yapanlar esnaf değil ki abi, günü birlik politikalar yaramaz esnafın işine, gerçek esnaf, her hafta aynı yerde tezgahını açar, daimi müşteri ister… ”

Pazar gitgide kalabalıklaşmaya başlayınca, ister istemez muhabbetimiz de bölünüyor. Adnan’ı daha fazla meşgul etmemek, işinden alıkoymamak için hayırlı işler dileyip ayrılıyoruz yanından.

Giderken sesleniyor arkamızdan;

“Yine gelin abi, gelip çayımızı için. Şuan ki oda yönetiminden memnunuz, pazarlara yerleştirdikleri elemanlar işporta sorunumuzu çözüyor ama yöneticilerimize ilet daha sık gelsinler pazarlarımıza, esnafla daha çok diyalog kursunlar…….”

Üzerimizde çok erken saatte kalkmış olmanın yorgunluğu, gözlerimizde Adnan’ı daha yakından tanımanın mutluluğuyla ayrılıyoruz pazardan…

Yazımızı pazarların sokak aralarında kurulmasına tepki gösterenlere ibret olsun diye, Adnan’ın hiç unutamayacağı bir Pazar anısıyla sonlandırıyoruz;

“Bir buçuk – iki yıl önceydi. Gaziosmanpaşa’nın Cuma Yıldıztabya pazarında tezgah açmıştık. Birden arkamızda ki binadan çığlıklar, bağırışlar gelmeye başladı. Binada yangın çıktığını anlar anlamaz, esnaf arkadaşlarla beraber daldık binaya. Abi bizi görmeliydin, kırk yıllık itfaiye memurları gibiydik. Neyseki çok büyük bir yangın değildi ve çevreye zarar vermeden söndürdük yangını.”

*Serkapan: Sebze esnafının muşambaların üzerine serdiği çuvaldan yapılmış örtü…

 EDİTÖRÜN NOTU

Pazarın kurulduğu bir sokakta yangın çıktığında esnafın tezgahlarını kaldırma süresi sadece 10 dakika…

Peki sizce;

Yol kenarlarına park etmiş araçlardan dolayı  en küçük binek arabanın bile zor geçtiği İstanbul’un daracık sokaklarında itfaiye arabasının kendine yer bulup yangın yerine yetişmesi kaç dakika?..

 

Buket ÖZSANAT

Fotoğraflar - Umut YILDIZ